T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Amasya Müftülüğü

22.04.2020

İl Müftümüz Abdulkadir KEŞVELİOĞLU'nun Ramazan Mesajı

HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN

Maruz kaldığımız koronavirüs salgını nedeniyle bu yıl Ramazan-ı Şerif’i buruk bir sevinçle karşılamaktayız. Hoş geldin ey Şehr-i Mübarek derken, kalplerimiz mahzun. Zira bu virüsün bulaştığı birçok vatandaşımız hastanelerde şifa beklerken birçoğunu da maalesef kaybettik.

Hüzünlüyüz çünkü camilerimiz kapalı. Camilerimizde her Ramazan cemaatle kıldığımız teravihlerin coşkusundan ve kubbelerde yankılanan mukabeleleri dinlemenin manevi hazzından ve güzelliğinden mahrum olacağız.

Dostlarımızla birlikte iftar etmenin ve bir araya gelmenin neşesini yaşayamayacağız. İşte böyle bir atmosferde Ramazan-ı Şerif’i idrak etmekteyiz.

Kelime anlamı olarak oruç kişinin bir şeye karşı kendisini tutmasıdır. Dini anlamı itibariyle ise, imsaktan iftara kadar bir şey yememek, içmemek ve cinsi münasebetten uzak durmaktır.

Oruç İslam’ın beş şartından biridir. Hicretin 2. yılında Medine de farz kılınmıştır. Farz oluşuyla ilgili Bakara Suresi 183. ayette şöyle buyrulur: “Ey inananlar, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, (günahlardan) korunmanız için size de farz kılındı.”

Ramazan Ayı, on bir ayın sultanıdır. Şüphesiz Ramazan Ayı’nı on bir ayın sultanı yapan insanlığa hayat olan Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmesidir. Yani bu ay değerini ve şerefini Kur’an-ı Kerim’den almaktadır. Bu şerefe istinaden oruç Ramazan’a has bir ibadettir. Bu nedenledir ki, yine Bakara Suresi 185. “ayette “sizden her kim bu aya yetişirse oruç tutsun” buyurulmuştur.

Dolayısıyla sağlığı yerinde olan herkesin bu ayda oruç tutması farzdır. Peygamberimiz (sav) “bir kimse senenin tamamını oruçla geçirse, Ramazan’da tutmuş olduğu bir günlük oruca bedel olamaz” buyurarak bu ayda tutulan her bir orucun ne kadar faziletli olduğuna dikkatimizi çekmiştir.

Her ibadetin kendine has birtakım fonksiyonları ve hikmetleri vardır. Oruç bize sabrı öğretir, empati yapmayı öğretir, iyilik damarlarımızı açar ve Allah’ın verdiği nimetlerin farkına vararak şükretmemizi sağlar. Bir nevi ölmeden önce ölmenin eğitimini verir. Başlangıcının doğumu, bitişinin de ölümü hatırlatmasıyla ‘hayatınızı Ramazan zenginliğinde yaşayınız ki sonunuzda bayram olsun’ mesajını verir. Tıpkı Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Ölüm ölene bayram, bayramda sevinmek var. / Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.”

Sadece biz orucu tutmayız, oruç da bizi tutar. Sadece biz acıkmayız oruç da acıkır, oruç da susar, oruç da iftar eder. Orucun acıktığı namaz, susadığı Kur’an’dır, Sahuru zikir, iftarı ise şükürdür.

Üstad Sezai Karakoç’un dediği gibi “sadece biz orucu özlemeyiz, oruç da bizi özler.” Oruç Ramazan Ayı gelince sıla-i rahim edenler gibi, meleklerin bile önünde eğildiği insana koşar ve ona misafir olur. Misafir on rızıkla gelir, birini yer dokuzunu bırakır.

Öyleyse bu kutlu misafiri gönül soframızda öyle ağırlayalım ki, biz ondan razı olduğumuz gibi o da bizden razı olsun. Bize bıraktığından daha fazlasıyla uğurlayalım çalışalım onu.

Bir İslam büyüğü, “Ramazan revnak-ı cihan-ı pazardır” der. Rabbimiz bu pazardan nefsimizi ıslah ederek, ruhumuzu arındırarak, ahlakımızı güzelleştirerek ve sahurlarıyla, iftarlarıyla, teravileriyle ve mukabeleleriyle hanelerimizi nurlandırarak çıkmayı nasip etsin.

 

Abdulkadir Keşvelioğlu

Amasya İl Müftüsü